22 Ağustos 2011 Pazartesi

Pek yakında...




ÇOOOKKK MUTLUYUMM ÇOOOKK

Heyecanımı ve mutluluğumu anlatmak istiyorum ancak yarını bekliyoruzz :)




18 Ağustos 2011 Perşembe

Yılmaz Özdil'den..

Bugün okudum bu yazıyı içim cız etti...


Saat 10 civarı falan... Telefon...
"Yılmaz?"
"Evet?"
"Ekrem ben... İzmir'den."
"
Vaay, ağabey hayırdır?"
Aynı muhitin çocuğuyuz. Kardeşi, üniversiteden arkadaşım. Ekrem ağabey, bizden 7-8 yaş büyük... Hayli oldu, görüşmeyeli.
"Şırnak'ta 5 şehit varmış."
Gazeteciyiz ya...
"Maalesef ağabey, mayın."
Sesi kırılıyor aniden.
"Tolga orada..."
Oğlu.
Ağlıyor kapı gibi adam... Belli ki o ana kadar zor tutmuş kendini, boşalıyor, ağlıyor...
"Var mı şehitlerin arasında ismi?"
Çok soru duydum da... Bu kadar ağırı...
Gırtlağım düğüm.
Tolga...
Gözümün önüne geliyor hergele.
Okumuyordu kız peşinde koşmaktan, hatırlıyorum... Demek asker, Şırnak'ta.
Baba İzmir'de.
Ben çaresiz.
Geveliyorum, saçma sapan, "bilmiyorum ağabey, henüz isimler açıklanmadı, sen sağlam dur, o yoktur inşallah."
Diyorum ama... Utanıyorum verdiğim cevaptan aslında... Bu kadar arsız bir temenni olabilir mi? Tolga değilse, Hasan, Hasan değilse, Murat... İlla ki, bir babanın evladı... İlla ki, bir ananın kuzusu... "İnşallah seninki değildir" denebilir mi? Diyorum.
Yerin dibine geçerek...
"Öğrenirsen, arar mısın?" diyor.
Biraz daha saçmalıyorum... Kapatıyoruz.

Sigarayı bırakmam mümkün değil.

Saldırıyorum hemen, oraya buraya. Yok. İsim yok. Bir yandan da, düşünmek istemediğim durumu, düşünüyorum... Ya Tolga'ysa... Ne diyeceğim yani, telefon açıp? Ne diyor acaba, şehit ailelerinin kapısını çalan komutanları? Kaç bin defa yaşadılar bu durumu...
"Vuruşmak daha kolay, inan" demişti bir subay bana, "analar, o haberi duyunca, öyle bir bakar ki sana, o gözleri ömrünün sonuna kadar unutamazsın..."
Hiç anlamamışım ne demek istediğini, bu ana kadar... Öküz gibi dinlemişim meğer.

Saat 12.45...
Şehit sayısı, 6'ya çıktı.
Saat 13.33...
Anadolu Ajansı duyurdu. Başbakan, "5" askerimizin şehit olması nedeniyle Genelkurmay Başkanı'na başsağlığı mesajı göndermiş.
Şehit 6... Başsağlığı 5.
Evlatlarımızın öldürülme hızına bile yetişemiyorlar... İsimler hâlâ yok.
Bir umut, haber kanallarını zaplıyorum...
Cannes film festivali var, bir tanesinde.
Öbürü, borsanın hacmini anlatıyor.
Saat 13.55... 14.07... 14.23...
Çalmasın diye dua ediyorum. Çalıyor.
Bu sefer yenge.
Baba atmış kendini sokağa, dayanamamış beklemeye. Ana yüreği sarılmış telefona.
"Var mı?"
Nasıl çıktı ağzımdan, bilmiyorum...
"Yok abla, ben de tam sizi arayacaktım, şükür ki yok, isimler hep başka."
Bir çığlık ki, anlatamam.

Ekrana oturuyorum...
Parmaklarım hiç olmadığı kadar dermansız, tuşlar hiç olmadığı kadar ağır.
Gözüm televizyonda... Hayat, lay lay lom arkadaşlara... Hiçbir şey olmamış gibi.
Umursamaz. İlgisiz... Neşeli hatta.
İsimlerden ses seda yok. Tek bildiğimiz, 6 koçumuz daha düştü. Rakamdan ibaret...
Kaç bin baba bekliyor acaba şu anda? Kaç bin ana? Eş, nişanlı, sevgili? Böylesine bir utançla yazı yazmadım bugüne kadar...
Aklım yalanımda... Kulağımda çığlık.

Ve, saat 15.05... Tolga yok, Vedat var.
Vedat Dayıoğlu, Antalya.
Bayram Bolat, Konya.
Atıf Günkan, Niğde.
Bekir Çakır, Adana.
Mahir Yıldırım, Aydın.
Samet Kırbaş, İstanbul.
Kulağımda çığlık.
YILMAZ ÖZDİL

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Sezen'im



Sevgili süpriz yapmış. Bilet almış Sezen Aksu'ya. Dün uçarak gittim konsere.
Sahneye çıktığı andan itibaren büyülenmiş gibi onu izledik. Hem eski hem yeni kendi şarkılarını söyledi.Konser sonunda Leylim ley, hatasız kul olmaz, resimdeki gözyaşları, samanyolu, arkadaş şarkılarından nostalji yaptı dinleyenlere :) Bir ara sahneden inip dolaştı sırayla, göz göze geldik elimi uzatsam tutabilecektim, nasıl heyecanlandığımı anlatamam. Çok keyifli çok eğlenceliydi, en kısa sürede tekrar gideceğim.






Bunalımda mısın, açarsın sezen'i daha cok dağılırsın, ağlarsın o sırada sezen sana "sen ağlama" diyordur oysa ki. Bir şey söylemek istiyorsun da beceremiyor musun sezen söyler senin yerine. Tavsiyeye mi ihtiyacın var, sezen çok yakınında. Hayata karşı direniyor musun, o sana sille tokat saldırırken; sezen'de senle yürür "acının, hasretin üstüne". Çok mu keyiflisin aç sezen'i coş. Kalbin ege'de kaldıysa güzel geçen yazın ardından, sezen'in de kalbi orada, merak etme, yalnız değilsin! Bu kadını anlatmak, tanımlamak çok zor. Hayatının her saniyesine ayrı bir anlam katabilen ulu kişilik, bilge insan, mükemmel şair, besteci, şarkıcı, espri makinesi, komedyen, aşk-sevgi meleği her şey!!! Herkes gibi acıları, kimseye nasip olmayan sevinçleri olduğu için hayata teşekkür eder sezen (unutulmayı göze alarak)...Ben de ona teşekkür ederim. İyi ki varsın ve hiç unutulmayacaksın...

12 Ağustos 2011 Cuma

Bavulumdaki Anılar

Selam  :)

Nasılsınız bakalım ? Uzun zaman oldu yazmayalı.. Oldukça yoğun bir o kadar sıkıcı günler atlattım ama atlattım :)  Bu araya bir Çanakkale ve bir Bodrum tatilini sıkıştırdım.. Evet bu yazda Bodrum'a gittik ve keyifli en güzel tatilimizi yaşadık diyebilirim. Her sene artık farklı bir yere gidelim deyip bıkmadan, usanmadan gittiğimiz vazgeçilmezimiz oldu Bodrum. Merkezine 10 km uzaklıkta Latanya Beach'te konakladık. Sakin, dingin, huzurlu, dolu dolu bir tatildi. Bodrum'a gitmek isterseniz bu oteli mutlaka öneririm. Yemekleri , hijyeni, animasyonları, denizi ve havuzu gerçekten çok iyiydi. Otele 5 üzerinden 5 verdik. Bunun dışında Bodrum merkezi her zamanki gibi oldukça hareketliydi ve yeni yerler açılmıştı aslında her gittiğimizde biraz daha kalabalıklaşıyor. Bu yüzden daha çok koylarında konaklamanızı tavsiye ederim.



Sabah uyandığınızda mis gibi havasını, lezzetli yemeklerini, tertemiz denizini, kokusunu, beyaz evlerini , neredeyse Bodrum halkı kadar çok nüfuslu kuçularını, mandalina ve zeytin ağaçlarını, kalesini, pembe akşamlarını, tekne gezilerini, halikarnas balıkçısını, yatlarını çok özleyeceğim..İçimdeki his bir gün orada uyanıp hep orada kalacaksın diyor, kim bilir belki.. neden olmasın değil mi? Tatil'den karelerle sizi baş başa bırakıyorum.

Sevgiler,
Mis Pudra