16 Mayıs 2011 Pazartesi

Kavanoz



Bazen aradığımız o şeyi... Neyse, her ne ise o şey, kavanozun dibinde kalmış şokellaya benzetiyorum. Bir gece yarısı, şiddetle tatlı yeme ihtiyacı içinde dolabı açıp, artık boş sayılacak bir kavanozla karşılaşmanın verdiği can sıkıntısına rağmen; elde bir bıçak ya da tatlı kaşığı ile kavanoza bulaşmış son zerreciği sıyırma çabası var ya...

İşte öyle bir telaş aslında... 

Sevilmek mi, şefkat mi, aidiyet mi, başarı mı, huzur mu?... O sıyırmak için uğraştığımız şey yani... Kavanozun dibinde kalan...

Bazen yaşadığımız o şeyin... Neyse, her ne ise; sanki sadece yürekten oluşan bir bedenmiş gibi nefes almamıza neden olan o şeyin bizi bir kavanoza çevirdiğini düşünüyorum. İçinde bulunanlar bir varoluş nedeni iken, onlar gittiği anda bomboş, yapayalnız ve amaçsız kalan kavanozlar gibi. "Şimdi ne olacak bana?" sorusu kocaman bir bulut havada, ha yağdı ha yağacak gibi dururken... Yeni bir şeylerle dolarak yeni bir varoluş sebebi bulmak ya da bambaşka bir amaçla hayatta kalmak ya da kendi gibi diğer boş kavanozlarla birikmek bir kuytu köşede... Budur halimiz kimi zaman...

Kalbimde birikirken onca şey; tıka basa dolduğunda fırlatıp atacak gibi o kapağı sanki. Dışarı taşacak hepsi ki taştığı da olur sıklıkla... Ama mesele kalbin tıka basa dolması değil dolan o kalbin bir kavanoza benzedikçe, kırılma, darmadağın olma payının yükselmesidir... Kalın camdan ve sağlam görünse de, yüksekten düştüğünde kurtuluşu, tamiri yoktur artık. İşte bu yüzden her birimiz bazen emin olmadığımız ellere teslim ettiğimizde o dolup taşan kalbi, içindekilerle parçalanma riskini de göze alırız. Belki de bu yüzden pürüzsüz ve kırıksız değildir hiçbirimizin kalbi...

Üzerine danteller örülmüş, camı boyanmış, kapağına fırfırlar dikilmiş, göbeğine etiketler yapıştırılmış, özensiz; renkli, renksiz, küçük, büyük, çatlak, ağzının kenarı kırk kavanozlar gibidir aslında ömrümüz. Ne ile, nasıl ve ne zaman dolacak, sonrasında ne olacak bilinmeyen...

Bazen aradığımız o şey, neyse, her ne ise o şey; bir başkasının ömründe dipte kıyıda kalmış son zerrecik olabilir. Biz elimizde bir bıçak ya da kaşık, o ömürden ne sıyırırım telaşı ile didinirken, düşürdüğümüz, düşürüp parça parça ettiğimiz, bazen bir şey kalmamış bunda diyerek bir kenara attığımız; bazen de kalan o son şey her ne ise yavaş yavaş ve uğraşarak tadına vardığımız, bitirip içinde kaşığı çınlattığımız kavanozlar ise bizden gayrı ömürler...

       İclal Aydın 

Hiç yorum yok: