30 Kasım 2010 Salı

Durukan'a Veda


Dostluk; bu cümlenin hayatımdaki yeri o kadar büyük ve derin ki. Dostluk gerektiğinde iyiliğimi isteyen ve bu yolda beni kırmasına canımı yakmasına izin verdiğim yegane insanlardır. Dostluğun illaki beraber vakit geçirmek olduğuna inanmıyorum, ya da üç ay beş ay görüşmese konuşmasa da dost denilen varlık kaldığı yerden devam edebilmelidir bence. "Ben senin dostunum,ama başın dertte de olsa, benden yardım istesen benim için hiç bir zaman benden önce gelmeyecek senin isteklerin" dediğin anda o insanın dostluk kelimesini haksız yere kullandığına inanmaya başlarım. Gereğinde elindekini bırakıp diğerine yardıma gidebiliyorsan dostusundur insanın. Ya da sizi olduğunuz gibi kabul eden gerektiğinde tartıştığınız, gerektiğinde sarılıp anlaştığınız insandır dost. Önemli olan dost kavramının kapsadığı şeylerden haberdar olanların konuyla ilgili fikirleridir ki, onlar da olmasaydı bu satırlar burada olmazdı değil mi?

Durukancığım askere gidiyor, 2 senedir birlikte vakit geçirdik fakat 2 seneye çok güzel anlar sığdırdık. Hani istediğiniz zaman kafasını ağrıtabilceğiniz birlikte gülmekten büyük zevk aldığınız sadık dostları vardır ya insanın işte onlardan biri Durukan. Askerlik bir erkeğin hayatında ki en zorlu süreç. Umarım rahat bir askerlik yaşarsın..

Gönlümüz seninle Durukan, o güzel askerlik anılarını anlatacağın günleri sabırsızlıkla bekliyorum! Sen yeterki çabuk gel,ben dinlemeye razıyım.



Sevgiler
Burcu

27 Kasım 2010 Cumartesi

Cuma Gecesi Film Kuşağında


Az önce  Sleepwalking filmini seyrettik,her film beni etkilemez. Beğenirim ama  detaylı olarak anlattıklarım blogumda sayılıdır,sizinle de paylaşmak istedim :)

İyi hafta sonları

Charlize Theron'un hayat verdiği Joleen, polislerle başı derde girip, evinden barkından olunca kızı tara'yı da alıp ( annasophia robb) erkek kardeşi James'in (nick stahl) yanına yerleşir. Ama hayatından memnun değildir. Bir şeyleri yoluna koyabilme umuduyla birgün aniden gider. Ergenlik çağındaki Tara için babasını hiç tanımamış olmanın yanısıra annesi tarafından terkedilmek tabiki epey sarsıcı olur. Dayısı James ona iyi bakmak için elinden geleni yapar. Ama onun da hayatı güzel gitmemektedir.Ağlatmayan, ama acıma duygularımızı kabartan bu dramda küçük kızı oynayan Annasophia Robb'un oyunculuğu göz doldurucu. İçinde yaşadığı hayattan kendi tabiriyle ''nefret etmiyormuş gibi yapmaya çalışması'', küçücük yaşında çok acılar görmüş, bu acılar sayesinde olgunlaşmış kız tavırlarını son derece başarılı yansıtmış.Nick Stahl ise adeta filmi taşıyan insan. Bir çocuğa bakmak için henüz hazır olmayan, babası tarafından küçüklüğünde ezilmiş ve şiddet görmüş olmanın ruhunda yol açtığı yara ile ne yapacağını bilemez durumda oradan oraya savruluyor gibi.

Ruhunuza hitap eden bir dram.

İyi seyirler

22 Kasım 2010 Pazartesi

Doğum günü ve bayram'ın ardından

Uzun bir bayram tatilinin ardından herkese merhaba.

 Doğum günümde ilk olarak iş yerindeki arkadaşlarımla  kutlama yaptık.













Zara'dan beğendiğim Mont'u almışlar çok mutlu ettiler beni :) Buradan tekrar teşekkür ederim.



Akşam Selen'im süpriz yaptı  evde küçük bir kutlama yaptık.Grip olmuş olmamın sıkıntısıyla fırt fırt burnumu çekerek pastamı üfledim. 















Bol bol film seyrettik















Büyüklerimizin ellerini öptük













Bol bol tatlı yedik













Dostlarımızla (Banu &; Orkun) çok keyifli kahvaltı yaptık.




IKEA'ya gittik bu lambayı bugün motivasyon olması için aldım.
Masamda şık oldu. Benim için bayram hem keyifli,hem eğlenceli hemde dinlenerek dolu dolu geçti,fakat tabi ki çabuk geçti. Umarım sizlerinde bayramı güzel ve keyifli geçmiştir.



İyi haftalar iyi çalışmalar :)

12 Kasım 2010 Cuma

Doğum günüm




Hayat çok tuhaf... çocukken zaman çok yavaş geçer. sonra bir bakmışsın otuzküsür olmuşsundur...ve çocukluğundan ne kaldıysa birikmiştir hafızanın bir kutucuğunda..
Işıkları söndürüp bir mum yakmışsındır. Gözlerini kapatmış, yaşadıklarını düşünmeye başlamışsındır, geçmişinin hatırına. Daha dün gibi hatırlıyorsundur annenin kızartmış olduğu patatesleri..öyle değil baba böyle böyle dediğini..Abinin elindeki son parasıyla lunaparka gittiğini..Bisiklete binmeyi,ana okuluna giderken yediğin bezeleri,matematik dersinde ki sıkıntılı anları,ilk aşkını..
Seneler geçmiş ve sen, her şeye rağmen, bir iskelenin ucunda oturarak, bazı kararlarını kendin vermeye çalışmaktasındır veya verdiğin kararların arkasında durmaya çalışarak, hayatla mücadele etmeye kararlısındır. 
Seviyorsundur ve hatta seviliyorsundur doğum gününde ilk arayan kişi tarafından... 
Yaş kaç olursa olsun yine de, farketmenin verdiği huzur ile hatırlamaktasındır geçmişini,kızarmış patatesini,bisikletini,bezeleri,lunaparkı, anneni, babanı...

annem...
anneciğim...
babam...
babacığım...

allah uzun ömürler versin...
versin ki...
ödeyeyim borcumu.
olabildiğince ödeyeyim.

yetmez her şeye rağmen ama...
yine de...
ödeyebileceğim kadar ödemek isterim...


sevgilim,
nice sevgiler yaşadım güya
seveceklerdi sonsuza dek veya 
seveceklerini sanmıştım
safça...

senmişsin sevdiceğim,
senmişsin hikayemin sonu.
gökten düşen elmamın sahibi.
bir senmişsin.
bir de ben.
bir de dualarını esirgemeyenler...


iyi ki varsınız sizleri çok seviyorum..


burcu

11 Kasım 2010 Perşembe

Blogum 1 Yaşında :)




Bugün benim blogumun 1. yıldönümü ! Geçen sene yazmaya başladığım zamandan beri neler
neler yaşadım..Bakalım önümüzdeki sene beni neler bekliyor..

Sevgiler,

Burcu

10 Kasım 2010 Çarşamba

193∞ Büyük ölülere matem gerekmez fikirlerine bağlılık gerekir.



Türklerin Atası.. Türk olduğum için duyduğum mutluluğun sebebi..
72. yıl dönümününüzde sizi sevgi,saygı ve rahmetle anıyoruz.

Burcu


Dolu Dolu bir hafta sonu















Belki üstünden çok zaman geçti fakat ancak vakit bulabiliyorum yazmaya. Cuma akşamı bizde kalmak için annem geldi ve çok keyifli bir hafta sonu geçirmeme sebep oldu.














Cumartesi günü güzel bir kahvaltının ardından Ye sev dua et filmine gittik.Film çok müthiş diyemem dram unsurları taşıyan uzun bir filmdi. Mutsuz bir kadın ve bu kadının, hayatını mutluluk dolu bir hale getirmek için gösterdiği çabayı anlatıyor. İtalya da geçen bölümler çok akıcı ilerledi ama Hindistan sahnelerinde sıkıldığımı itiraf etmeliyim.











Akşam Cevahir Sahnesinde oynanan Ölüleri Gömün adlı oyuna gittik.Bilet almadan önce oyunu araştırırken Musa Uzunlar ve Civan Canova'nın isimlerini gördüğümde tamam bu oyuna gidilir demiştim ama bu sefer oyunculuk olarak hayal kırıklığına uğrattılar. Kötü çeviri bir oyun. Kötü dublajlı, sıradan bir film izlemek gibiydi. Oyunda savaşın kötü olduğu vurgulanmak istendiyse de  bence başarılı bir oyun değildi.








































Pazar günü Nişantaş'ındaki Galata Muhallebicisine kahvaltı etmeye gittik.Genel olarak menüsü zengin,sadece tatlılar değil,kahvaltılık,ana yemek,çorba,sandviç ve salata çeşitleri var.Fiyatları da Nişantaş'ındaki çoğu yere göre oldukça ucuz. Bahçesi geniş konforlu ve ferah.














Her şeylerine kefilim hastasıyım desem yeri var :) Vedat Milor nişantaşı'ndan bildirdi :))