31 Ağustos 2010 Salı

Tarkan Harbiye Açık Havayı Salladı


Konser şahaneydi.Tarkan "ACIMAYACAK" adlı şarkısı ile açılış yaptı.
Şimdiye dek yaptığı tüm albümlerden karma bir repertuvar hazırlamış.Işık oyunları, arkasındaki dev ekranın bulunduğu sahnede adete görsel şölen yaşattı.Yanımda 4 kişilik genç kız gurubu vardı çığlıklarına rağmen çok rahatsızlık duymadım çünkü erkekler bile Tarkann diye bağırdılar :)
Unutmamalı'yı söylediğinde çıt çıkmıyordu salonda herkes büyülenmiş gibiydi harika bir atmosfer vardı,romantik parçalarda Tarkan'ın off çekmesi, sesi ile oynaması, gözleriyle herkese tek tek bakar gibi duruşu benim gibi herkesi etkiledi.2 kere bis yaptı.İkinci bis'te konser dağılmak için hareketlenmeye başladı,perde kapalı olmasına rağmen Tarkan gidiyor musunuz bu kadar mı diye seslenince çığlıklar koptu.Son olarak Tarkan'ın enerjisi,gülen yüzü,müthiş dansları,coşkusu hiç bir sanatçı da yok.Bir çok sanatçı izledim Harbiye'de bu kadar keyif aldığım bir konser olmadı. Mümkünse Tarkan hiç yaşlanmasın onu hep bu enerji ile izleyip keyif alabilelim o hep güzel şarkılarını yapmaya devam etsin..













Bu kalabalığın bir bölümü













Ve Tarkan sahnede :)


















































Zafer Bayramını kutladık


















Ve konser'in bitimi..Harikaydın Tarkan Seni Seviyoruz :)

29 Ağustos 2010 Pazar

Yavrum Tarkan















Yaz geldiğinde en çok konsere gitme isteğim tavan yapıyor ve eğer bir şekilde biletix'e gidip soruşturmazsam gidemediğim konserlere üzülüp duruyordum.
Tarkan'ın konserine en son geçen sene gitmiştik,keyiften zevkten 8 olmuş vaziyette eve dönmüştüm.Sihir yapmıştı adeta sahnede.Yarın tekrar  bu keyfi yaşamaya gidiyoruz çok mutluyum umarım bu şarkıyla açar konseri.

Öptüm sizi,

Burcu

24 Ağustos 2010 Salı

Kitap Ödüllü Yarışma

















Kitapkolik.net kitap yarışması düzenlemiş.Yarışmanın duyurusunu twitter,friendfeed veya facebook profillerinde yapan,bloğunda tanıtan veya forum sitelerinde yarışma hakkında bahseden herkes çekiliş hakkı kazanıyor ve kazanana seçebileceği kitap hediye ediliyormuş.

Daha fazla bilgi için buraya tıklayabilirisiniz. 

Kitapkolik.net'i kitap okumaya teşvik ettiği için şahsen kutluyorum.

Herkese iyi şanslar







23 Ağustos 2010 Pazartesi

Maskeler!


















Hafta sonu iyi geliyor bedene. Azda olsa uzaklaştırmayı başarıyor işten,düşüncelerden.Can Dündar'ın yazını çok beğendim,paylaşmak istedim.Herkese iyi haftalar umarım güzel bir hafta olur hepimiz için :)

Ne zaman tuvalet masasında makyajını temizleyen bir kadın görsem maskeler üşüşür aklıma... Boyalı çehreyi yalayan her bir pamuk topağının, gün boyu gerçek yüzü saklayan kalın maskeden bir parça kopardığını düşünürüm. Temizlik bittiğinde gözaltlarında ince yarıklar halinde nemli kırışıklıklar gülümser; kaşlar silikleşir, kirpikler kısalır. Yüz, maskesinden soyunmuştur artık... Sahibinin yaşını, ruhunu ele verir... Ta ki ertesi sabah yeniden giyinene kadar...

Amerika'nın sevilen haber spikeri Leslie Mouton kansere yakalanıp saçları dökülünce ekrana perukla çıkmaya başlamıştı. Geçen cuma, stüdyo öncesi makyaj yaparken "Her şeyden haberdar etmeye söz verdiğim izleyicilerimden kendimi gizlemeye hakkım yok" diye düşündü ve o gece peruğunu takmamaya karar verdi. Kanal yöneticileri seyircinin tepkisinden çekindi önce, ama sonra kabullendiler. Jenerik döndü, yayın başladı ve 36 yaşındaki Mouton bu kez saçsız gülümsedi seyircilerine; "İşte bu benim gerçeğim, ben artık kelim ve bunu kabullenmeye karar verdim" dedi. Yayın bittiğinde kanala çiçek yağıyordu. Hayranlarının, ona güveni bir kat daha artmıştı.

Zavallı soyumuz, kim bilir kaç nesildir "maskeli balo"da gibi yaşıyor gündelik hayatını... Bedenimizin, aklımızın en yalın hallerinde bin bir örtü... İkiyüzlülüğün atölyelerinde kalıba dökülen maskeler, mekâna ve ihtiyaca göre seçilip takılıyor. En gülünesi halleri ciddiye almamıza, en saçma konuşmaları alkışlamamıza, sıkça tribünlere oynamamıza yarıyor. Küfretmek istediklerimize iltifat ediyor, kendimizi beğendirmek için rolden role giriyor, bu yorucu oyunun perdesi kapanınca da yatağa girerken maskemizi çıkarıp başucumuza asıyoruz. Kimsenin karşısındakinin gerçek yüzünü bilmediği ya da bilip de bilmezden geldiği bu karnaval nicedir sürüp gidiyor.

Sosyal antropolog Ahmet Göngören "Kimlik Bulmacası Için Kılavuz" kitabında (Patika, 1999) "Ilkel toplumlarda maske sadece ayinlerde kullanılır, diğer günlerde duvara asılır, gelecek ayine kadar titizlikle saklanırdı" diyor; "Oysa günümüz toplumunda maske sürekli takılıyor, ancak pek özel anlarda çıkarılıyor. Çünkü ayinsel gösteri kesintisiz biçimde sürüyor". Acaba şimdi, atalarımızın yaptığının tersine, yılın bir günü maskelerimizi çıkarıp duvara asmayı ve gösteriye ara verip çoktan defnedilmiş hakikatin anısına, örtülerinden arınmış bir ayin düzenlemeyi becerebilir miyiz? Doğruyu yalandan ayırt etmenin tamamen imkânsızlaştığı bu gayya kuyusunda, herkesin kendini bütün yalınlığıyla sergilediği, içinden geleni söylediği bir samimiyet karnavalında buluşabilir miyiz? O gün renkli perukları, şaşaalı nutukları, sembolik urbaları, süsleri, takıları, boyaları, rolleri, tavırları, yalanları 24 saat için bir kenara bırakmayı, en tabii, en samimi, en derbeder halimizle ortaya çıkmayı göze alabilir miyiz? Tek bir gün için olsun, aşkımızı veya nefretimizi önünü ardını hesaplamadan itiraf edip, ikiyüzlülüğün maskesini düşürebilir miyiz? Gülen masklar, ağlayan masklar, otoriter masklar, şarlatan masklar duvarlara asıldığında ve ruhların asıl çehreleri ortalığa saçıldığında kaç heykel yıkılır, kaçı sağlam kalırdı acaba? Peki, biz o ebedi maskeli balonun 24 saatlik antraktında, çoktan yitirdiğimiz kendi saflığımızı da bulabilir miydik?

Ya ertesi gün?..
Öylesi bir yüzleşmenin ertesi günü kaçımız ilişkimizi kaldığımız yerden sürdürebilirdik acaba?.. Kaçımız riyasız yeni bir hayata başlayabilirdik? Bu gece makyajınızı temizlerken ya da makyajını temizleyen birini gözlerken düşünün bunu... Aman sabah maskenizi takmayı unutmayın!


Can Dündar


20 Ağustos 2010 Cuma

Denge











Benim için dinleyin

http://www.dailymotion.com/video/x9q5bp_sezen-aksu-denge_music

Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba

Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama sokaklar şöyleymiş
Sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Sokaklar şöyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yan gelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var

Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
Sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş…

15 Ağustos 2010 Pazar

biraz deniz,biraz uyku...bodrum bodrum...















Dönüverdik, bitti tatil :(  Her güzel şey  çabuk biter.. çabuk bitti gerçekten.Güzel,dinlendiğim,bol bol yemek yediğim bir tatildi.Dönüş çok zor oldu, otobüse binmemiz için 2 saat vaktimiz vardı Bodrum'u dolaştık son kez burayı çok özleyeceğiz..Neyse ben size eğlenceli bölümleri anlatacağım.Cuma günü tekne turuna katıldık, maalesef canım sevgilim orta kulak iltihabı oldu aynı zamanda sırtını da o kadar korumamıza rağmen nar gibi kızardığından sebep o bu turda  işkence çekip sanatçı konuk kıvamında tekneden beni seyretti.














Burası  Karaincir koyu gittiğimiz en güzel koylardan biriydi.500 metre uzunluğunda kumsalı var,denizin dibi 4-4,5 metre derinlikte,balıklarla birlikte yüzdüm,ömrüm boyunca unutamayacağım güzelliklerin içinde olacak bu tur.














Hii hi ben :)




























Bu fotoğrafı koylardan birine yaklaşırken çektim, deniz lacivert rengindeydi,umarım hep bu güzellikte kalırlar.














Bodrumun merkezinde çektiğim bir resim balıkları görünce nedense çok şaşırdım














Su buz gibi















Tekneden atlamak hem çok ürkütücü hemde çok zevkli ,her ne kadar korktumsa da
atladım, yüzüp sonra güneşte kurulanmak tarif edilemez.














Ve tur bitti otele döndüğümüzde  yorgunluktan elimizi kaldıracak halimiz yoktu.














Şimdi nereden çıktı bu köfte diyeceksiniz biliyorum,Bodrum'a  ilk  geldiğimizde keşfettiğimiz bir esnaf lokantası var Bilal'in Yeri. Ev yemeklerinin ağırlıklı olduğu lokantada şiş köftesi tercihimiz oluyor,kömürde ızgara edilen köftenin lezzetini size anlatamam, yemeniz lazım.














Ahh bu pastane, akşam yemeğinde ne bulduysam mideye indirmiş olmamdan dolayı sadece supangle yedim ama beni kesmedi, gözüm bu tatlılarda kaldı.














Bakarmısınız  :(














Bodrum'un meşhur begonvil çiçekleri.














Ve gün batımı..İşte bu kareleri çektikten sonra bunalımımız başladı.
Burada yaşamalıyız,bir evimiz olsa burada..keşke..nasıl dönülür İstanbul'a...














Bodrum insanda  bağımlılık yaratıyor.














Beyaz badanalı evlerini,Ağustos böceklerinin kulağınızı sağır edercesine ses çıkarmalarını,güneşini,mükemmel denizini, çok özleyeceğiz.

yokuş başına geldiğinde
bodrum'u göreceksin,
sanma ki sen
geldiğin gibi gideceksin

senden öncekiler de böyleydiler
akıllarını hep bodrum'da
bırakıp gittiler...


cevat şakir kabaağaçlı / halikarnas balıkçısı















Ruhumu bırakıp döndüğüm büyülü ortam.Aşk gibi,huzursuzluğun sarhoşluğu gibi,masal mavisi gibi bir yer,hiçbir zaman gidildiği gibi dönülmemiş olan,her şeyi bırakıp deniz kıyısına yerleşmek,ayaklarımı uzatmak ve her şeyden uzaklaşmak..Her daim bulutların üzerinden göz kırparak kendini hatırlatan Ege kasabası,en kısa zamanda görüşmek üzere..



8 Ağustos 2010 Pazar

Bodrum'dan bildiriyorum

















Bodrumdan Merhabalar,

Yolculuğumuz güzel başladı,otobüse bindikten bir süre sonra televizyonda yeni favorim olan Düriye'nin Güğümleri adlı diziyi seyrederek zaman geçirdik bir baktık ki  feribota binmişiz.















Sabaha karşı halimizden de belli olduğu üzere saat  06:00'da İzmir de mola verdik.















Gün ağarırken...malesef otobüs yolculuğunda uyuyamıyorum bol bol etrafı seyredip her yeri inceledim













.
Ve bodrumu otobüsten görüşüm :)














Otele geldikten bir süre sonra bu evi gördük çok beğendik hemde pembe panjurlu
umarım ileride böyle huzurlu,güzel bir evimiz olur















Burada hava çok güzel bunaltmıyor,ayrıca ege yemekleri çok lezzetli



Etrafta kısaca yaptığımız turda bir sürü ağaç gördük içlerinden ikisi
Nar ve Mandalina kışa hazırlanıyorlar




























Ben gidiyorum şemsiye altında kitap okumaya devam


















Şimdilik benden bu kadar beni özleyin anacım :)

6 Ağustos 2010 Cuma

Bana şimdi birazcık müsaade ;)



Ben gidiyorum,biraz rahatlamak,güneşin altında tembellik etmek ve eve tazelenmiş olarak dönmek için.

Öperim hepinizi :)

Burcu

3 Ağustos 2010 Salı

Tabiki Can Yücel..



Olsun istersin…
Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.
Aşktır ; değer verirsin, ödün verirsin, sevgiden de öte saygı gösterirsin, olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin…
Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş (?) ne de çözüm için bi’şeyler yapma gayretinde.
İştir ; sabahlarsın, “olsun” diye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…
Dosttur ; hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler, kendine ayırmadığın onca şeyi “O’na” ayırmaya çalışırsın…
Sonra olayın içinden kendini çıkartır şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın… Bakarsın ki her şey başladığın gibi!
Olmuyorsa, olmuyordur!

Gönlün rahat mı?
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…

CAN YÜCEL